Turkish example sentences with "iki"

Learn how to use iki in a Turkish sentence. Over 100 hand-picked examples.

On, on bir, on iki, on üç, on dört, on beş, on altı, on yedi, on sekiz, on dokuz, yirmi.

Sam Tom'dan iki yaş küçük.

Evliyim ve iki çocuğum var.

Bir, iki, üç, dört, beş, altı, yedi, sekiz, dokuz, on.

Bu tükenmez kalemi iki dolara satın aldım.

O bana iki kitap ödünç verdi, henüz hiçbirini okumadım.

Bir artı iki eşittir üç.

O iki hafta New York'ta olacak.

Bu iki mektubu kim yazdı?

Kasabada veya kasabanın yakınında bir veya iki büyük fabrika kurulduysa, insanlar iş bulmaya gider, ve yakında bir endüstriyel alan büyümeye başlar.

Vazoyu iki elinle tut.

Endonezya pek çok adadan ve iki yarımadadan oluşur.

Bir elin nesi var, iki elin sesi var.

Larry Ewing evli ve iki çocuk babasıdır.

Onu iki yıl önce bir yerde gördüm.

Avrupa Birliği bayrağındaki on iki yıldız, birliğin on iki kurucu üyesini sembolize etmemektedir. O, on iki havariyi sembolize etmektedir.

Avrupa Birliği bayrağındaki on iki yıldız, birliğin on iki kurucu üyesini sembolize etmemektedir. O, on iki havariyi sembolize etmektedir.

Avrupa Birliği bayrağındaki on iki yıldız, birliğin on iki kurucu üyesini sembolize etmemektedir. O, on iki havariyi sembolize etmektedir.

Onların on iki çocuğu var.

İngilizce ve Almanca iki akraba dildir.

Bu bilet iki kişinin girmesine olanak tanır.

Dişlerini günde en az iki kez fırçala.

O, Paris'e iki yıl önce gitti.

Onların iki kız çocuğu var.

Bir anda iki şey yapma.

Taro iki yıl önce öldü.

Çin'e iki yıl önce gittim.

İngilizcenin yanı sıra iki dil bilmekte.

İnsanın iki ayağı vardır.

Çay, iki avro ediyor.

Çayın fiyatı iki avro.

Bizim iki çocuğumuz var.

Yüz, iki yüz, üç yüz, dört yüz, beş yüz, altı yüz, yedi yüz, sekiz yüz, dokuz yüz, bin.

2010 sayısında iki tane sıfır vardır.

İddaa oynamak için iki tane kupon aldım ve ikisinde de kazandım.

On iki çift beyin siniri vardır.

Bu ev yakında, iki yatak odası ve bir oturma odası var, ve dekorasyonu kötü değil; ayda 1500.

Onun yerine az önce tanımladığım iki ekonomik değişkenin tartışmasına döneceğim.

Evde iki aile yaşıyor.

Bu yıl iki çift ayakkabı eskittim.

Biletler, alındığı gün de dahil olmak üzere sadece iki gün geçerlidir.

Trende on iki saat geçirdim.

Konser için iki bilet aldım.

Komite on iki üyeden oluşuyor.

Mevcut tek oda iki kişiliktir.

Onun iki kedisi var biri beyaz biri siyah.

İpi iki eliyle kavradı.

Her iki yol da seni istasyona götürecektir.

Bana iki parça tebeşir ver.

Tek yazılması gereken iki kelimeyi, iki ayrı kelime olarak yazmak Norveç'te büyük bir problemdir.

Tek yazılması gereken iki kelimeyi, iki ayrı kelime olarak yazmak Norveç'te büyük bir problemdir.

On iki müzisyen bir topluluk oluşturdu.

İyi bir sonuç için iki tabaka boya uygula.

O iki gün önceden vardı.

O miktarın iki katını yemeliler.

Komite ayda iki kez toplanır.

Senin iki kitabın var.

Sizin iki kitabınız var.

Benim iki kitabım var.

Evimin içinde iki tane zombi var.

Selena Gomez'in ikinci albümü Billboard Magazine'in top iki yüz albüm tablosunda dört numaraya yerleşti.

Kırsaldan şehir bölgelerine yapılan bu taşınma iki yüzyıldan daha fazla bir süredir devam etmektedir.

Bunlar iki hoş resimdir.

Kanada civarında bir yerde birkaç dönüm karla ilgili iki ulusun savaşta olduğunu ve bu güzel savaşa tüm Kanada'nın değdiğinden daha çok para harcadıklarını bilirsiniz.

Onlar otobüsten indiler ve sıcak güneşte iki kilometre yürüdüler.

Bir yıl on iki aya sahiptir.

İki kere iki dört eder.

Onu görmeyeli iki yıl oldu.

Son olarak, on iki puan Estonya'ya!

İki artı iki, dörde eşittir.

Gelirin, benimkinin yaklaşık iki katı kadar büyük.

Ania ve Piotr on iki yaşındadır.

İki kızımız ve iki oğlumuz var.

Tanıdığım iki tane Wieńczysława var. Esmer olanı işyerinde çalışıyor. Öteki sarışın olanı ise okulumuzda bir öğrenci.

İnanıyorum, onun iki oğlu var.

Prospektüsler iki sponsor temsilci tarafından imzalanmalıdır.

On iki, çift bir sayıdır.

Afrika filleri savana ve orman filleri olmak üzere iki farklı türe ayrılır.

Bir insanın gecede sadece iki saatlik bir uyku ile yaşayıp yaşayamayacağını merak ediyorum.

Ondan iki yaş daha gençtir.

Bu iki çizgi birbirini dik açıyla kesmektedir.

Onun içinde iki kişi vardı, onun kız öğrencilerinden birisi ve genç bir adam.

Ben, bir kayak kazası sırasında iki yerden bacağımı kırdım.

Onun bu görev için nitelikli olması en az iki yılını alacak.

Ben, iki yabancı dil öğreniyorum.

Eğer ilkel bir topluluğun bir üyesi isen ve üretmek istersen, örneğin, yiyecek,yapman gereken iki şey vardır.

Erkek kardeşim benim yediğimin iki katı kadar yemek yiyor.

Bu iki yöntemden biri doğrudur.

O, her iki bacağından felçlidir.

Çalışan sayısı on yıl içinde iki katına çıktı.

Onun sabah iki ve öğleden sonra bir dersi var.

Yeni Zelanda'ya giderken Los Angeles'ta iki gece konakladık.

Buz iki inç kalınlığında.

Birbirlerine bakan iki ayna, sonsuza kadar yinelenen bir görüntü yarattı.

Ben şimdi iki yıldır Uygurca eğitimi alıyorum.

Almanca dersleri haftada iki kez yapılmaktadır- Pazartesi ve Çarşamba günleri.

Ben iki erkek kardeşe sahibim.

Onun geliri, emekli olduktan sonra iki katına çıktı.

O, her gün bahçede iki saat çalışmayı bir kural haline getiriyor.

Şanslar bize karşı bire iki.

Ben iki kez Mt. Fuji'ye tırmandım.

Also check out the following words: kontrol, edemez, Kalıntılar, görülmeye, piyano, çalar, dolma, kalemin, tuzu, öğrenmesi.