Turkish example sentences with "olup"

Learn how to use olup in a Turkish sentence. Over 100 hand-picked examples.

Aptal oğlumun ne yaptığını biliyor musun? Şimdi bile o üniversiteden mezun olup iş bulmak yerine pachinko oynayarak tüm vaktini harcıyor.

Aptal oğlumun ne yaptığını biliyor musun? Şimdi bile o üniversiteden mezun olup iş bulmak yerine tüm zamanını pachinko oynayarak geçiriyor.

Bunun doğru olup olmadığını bilmek istiyorum.

Tom bunun doğru olup olmadığını merak ediyor.

Bir polis, kızlara arabanın onlara ait olup olmadığını sordu.

Vaktim olup olmadığını bilmiyorum.

Böylesine büyük bir silahlanma için paramızın olup olmadığı sorusunu göz önüne almalıyız.

Yeni Zelanda'nın tüm nüfusu 3.410.000 olup, bunun yedide biri Maori halkıdır.

Onun bir avukat olup olmadığından şüpheliyim.

Havanın güzel olup olmayacağını merak ediyorum.

O, bana orada kimsenin olup olmadığını sordu.

Tom Mary'nin dürüst olup olmadığından emin değil.

Biz zengin ya da fakir olup olmadığımıza göre, olayları farklı görürüz.

Atasözlerini İngilizceye çevirmede bir amacın olup olmadığını merak ediyorum.

Yarın boş olup olmadığını bilmek istiyorum.

Onun bir dinleme cihazı olup olmadığını bilmiyorum, fakat bu yazılım doğru olarak çalışmıyor.

Önermenin geçerli olup olmadığı üzerinde düşünmelisin.

Onun evde olup olmadığından emin olmalıyım.

Onun hikayesinin gerçek olup olmadığını merak ettim.

Tom'un bekar olup olmadığından şüpheliyim.

Biz ne olup bittiğinin farkındaydık.

Zamanım olup olmadığını bilmiyorum.

O onun yorgun olup olmadığını sorduğunda, O "evet" dedi.

Önemli olan tek şey senin öğretmeninin senin raporunun yeterince iyi olup olmadığını düşünmesidir.

Gerçekten önemli olan tek şey senin mutlu olup olmamandır.

Buzdolabında belki biraz daha süt olup olmayacağını merak ediyordum.

Sadece bizimle paylaşacak deneyiminiz olup olmadığını merak ediyordum.

Bu yıl geçen yıla göre daha fazla kar olup olmayacağını merak ediyorum.

Bu dergi, benim dünyada neler olup bittiğine yetişmem için yardımcı oluyor.

Tom Mary'ye yeni işinde mutlu olup olmadığını sordu.

Tom Mary'ye ertesi gün boş olup olmadığını sordu.

Tom Mary'ye Sevgililer Günü'nde boş olup olmadığını sordu.

Tom Mary'ye meşgul olup olmadığını sordu.

Tom Mary'ye yardıma ihtiyacı olup olmadığını sordu.

Tom Mary'ye akşam yemeğinin hazır olup olmadığını sordu.

Tom ona Mary olup olmadığını sordu.

Tom'un Mary'den ayrıldığına pişman olup olmadığını merak ediyorum.

Sadece, Tom'un Mary'ye âşık olup olmadığını merak ediyordum.

Tom o faturayı ödemek için yeterli parası olup olmadığını merak etti.

Tom'un odasında olup olmadığını söylemek zordu.

İyi bir baba olup olmayacağım konusunda endişe ediyorum.

Tom böylesine güzel bir yemek için ödeyecek yeterince parası olup olmadığı hakkında endişeli.

Tom kışı geçirmek için yeterli yakacak odunu olup olmadığını merak etti.

Sanki onun ona söylemediği bir şey olup olmadığını merak ederek Tom bir an Mary'ye baktı.

Onun gerçekten hasta olup olmadığını merak ediyorum.

Tom, neler olup bittiğini anlamıyor.

Tom muhtemelen neler olup bittiğini bilemezdi.

Tom herkesin güvende olup olmadığını merak etmekten kendini alamadı.

Tom üniversiteye gitseydi daha varlıklı olup olmayacağını merak etmekten kendini alamıyor.

Tom Mary'nin yardıma ihtiyacı olup olmadığını anlamak için geldi.

Tom bize herhangi bir sorumuz olup olmadığını sordu.

Tom Mary'ye iyi olup olmadığını sordu.

Tom Mary'ye eve gitmesinin gerekli olup olmadığını sordu.

Tom diğer seçenekler olup olmadığını sordu.

Tom Mary'yi gören birinin olup olmadığını sordu.

Başarılı olup olmayacağın çabalarına bağlıdır.

Yarın yağmur yağıyor olup olmayacağını söyleyemem.

Yarın güneşli olup olmayacağını bilmek istiyoruz.

Akşam yemeğinin hazır olup olmadığını merak ediyorum.

Sorun onun bizimle aynı fikirde olup olmayacağıdır.

Onlar cesedin Tom'a ait olup olmadığını anlamak için bir DNA karşılaştırması yaptılar.

İstediği tabloyu Tom'a almak için yeterli paramız olup olmayacağını merak ediyorum.

Ann'in bir öğrenci olup olmadığını sordum.

O, ona Jane olup olmadığını sordu.

O, ona Joseph olup olmadığını sordu.

O, ertesi gün Nancy'nin boş olup olmadığını sordu.

Keeton bunun doğru olup olmadığını bilmek istiyordu.

Grace'in evde olup olmadığını biliyor musunuz?

Tom Mary'nin söylediğinin doğru olup olmadığını merak ediyordu.

Tom silahının dolu olup olmadığını anlamak için kontrol etti.

Tom Mary'nin emin ellerde olup olmadığını bilmiyordu.

Tom okul malzemelerini almak için yeterli parasının olup olmadığını bilmiyor.

Onun evde olup olmadığına bakacağım.

Onun doğru olup olmadığını soralım.

Onun dürüst olup olmadığından şüphe ediyorum.

Bunun aşk olup olmadığını merak ediyorum.

Onun evde olup olmadığını merak ediyorum.

O, bana meşgul olup olmadığımı sordu.

Onun iyi olup olmadığını bilmiyorum.

Onun meşgul olup olmadığını sordum.

Onun doğru olup olmadığını bilmiyorum.

Onun evli olup olmadığını merak ediyorum.

Cevabımın doğru olup olmadığını gör.

Gazın kapalı olup olmadığına bak.

Bu söylentinin doğru olup olmadığını merak ediyorum.

Onun bir doktor olup olmadığını bilmiyorum.

Ona hâlâ sahip olup olmadığımı bilmiyorum.

Bunun doğru olup olmadığından emin değilim.

Olup bitenleri fazla ciddiye almayın.

Gerçekten mutlu olup olmadığını merak ediyorum.

O, bana iyi olup olmadığımı sordu.

Yardım etmek için yapabileceğim bir şey olup olmadığını görmek için buraya geldim fakat benim yapabileceğim bir şey yok gibi görünüyor.

O, ona mutlu olup olmadığını sordu.

Onun bir kız arkadaşı olup olmadığını biliyor musun?

Onun aynı fikirde olup olmaması umurumda değil.

Anneme kahvaltının hazır olup olmadığını sordum.

O, ona bu okulda bir öğrenci olup olmadığını sordu.

Bazı köpek sahipleri köpeklerini balıkla beslemenin uygun olup olmadığını merak ediyorlar.

Buraya yardım etmek için yapabileceğim bir şey olup olmadığını görmeye geldim fakat benim yapmam için bir şey yok gibi görünüyor.

Onların ünlü olup olmadığı umurumda değil.

Bunun gerçek olup olmadığından şüphe ediyorum.

Also check out the following words: Hangi, düğmeye, basacağımı, söyler, görüşebildiğim, mutluyum, Yakınlardaki, kasabada, yaşıyordu, Kulübe.